Tethys ve Okeanus Mozaiği
Türkiye'nin müzelerinde mutlaka görülmesi gereken eserler nelerdir? Tanrı heykelleri, lahitler, kil tabletler, mozaikler, savaş aletleri... Görülmesi gereken 40 eser...
Anadolu ve civarı binlerce yıllık geçmişi ile insanlık tarihinin en önemli bölgesidir desek sanırım çok da yanlış olmaz. Bu coğrafyadan gelip geçen insanlar, bıraktıkları eserler günümüzde sadece ülkemiz için değil Dünya Tarihi için çok önemlidir. İnsanlığın birçok ilkine de imza atılan bu topraklardan günümüze kalmış birbirinden kıymetli eserleri de tabii ki müzelerimizde görebiliyoruz.
Kimisi tesadüfen bulunmuş, kimisi yurt dışına kaçırılmış ve uzun hukuk mücadeleleri sonucu geri alınabilmiş binlerce eserimiz var. Tabii hala yurt dışında olan ve ana vatanına dönmek için gün sayan binlerce tarihi eserimiz olduğunu da unutmayalım. Ülkemizin dört bir yanındaki müzelerde sergilenen birbirinden kıymetli eserler arasından en dikkat çeken 40 tanesini sıraladık…
Tabii daha kıymetli olanlar mutlaka olabilir ama bir rehber gözüyle en çok dikkatimizi çeken ve mutlaka görülmeli dediğimiz eserlerimiz…
1. Kadeş Anlaşması, İstanbul Arkeoloji Müzesi
Kadeş Antlaşması, günümüze kadar gelebilmiş, bilinen en eski uluslararası antlaşmalardan birisidir. Suriye topraklarında bulunan Kadeş kenti yakınlarında M.Ö.13. yüzyılda Mısır ve Hititlerin savaşı sonrası yazılmıştır. Dönemin iki büyük gücü olan Mısır ve Hititlerin savaşı sonrası aslı Akadca yazılmış olan Kadeş Antlaşması’nın orijinal metinleri kayıptır. Bu kil tablet üzerine çivi yazısı ile yazılan antlaşma ise 1906 yılında Boğazköy’de Hititlerin başkenti Hattuşa’da yapılan çalışmalar sırasında bulunmuştur. Antlaşma, Firavun II. Ramses ve Hitit İmparatoru III. Hattuşili tarafından mühürlenmiştir.
2. İskender Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzesi
Adına bakıldığında ilk olarak Büyük İskender’e ait olduğu düşünülen lahit aslında Sidon Kralı Abdalonymos’a aittir. M.Ö. 4. yüzyılda günümüz Lübnan topraklarında bulunan Sidon kentinin kralına ait olan lahit 25 tondur. Bu ağırlığı ile en ağır lahitlerden birisidir. Lahit üzerinde Büyük İskender’in Perslerle olan savaşlarından sahneler canlandırıldığı için İskender Lahdi adıyla adlandırılmıştır.
1887 yılında Osman Hamdi Bey’in Sayda’da yaptığı çalışmalar sırasında bulduğu 22 lahitten birisi olan İskender Lahdi sadece İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin değil, Dünya’nın önde gelen eserlerinden birisidir.
3. Sümerce Aşk Şiiri Tableti, İstanbul Arkeoloji Müzesi
Sümerli şair Ludingirra’nın yazmış olduğu, kil tablet üzerine yazılmış Sümerce bir aşk şiiridir. 1889 yılında bir Sümer kenti olan Irak’ta, Bağdat’a yaklaşık 150 km uzaklıtaki Nippur kentinde bulunmuştur. M.Ö. 21. yüzyıla tarihlenen bu aşk şiirinin Kral Şusin için bir rahibe tarafından okunduğu düşünülüyor. Gerçek anlamda aşk mıdır, yoksa krala bir methiye mi bilinmez ama 1955 yılında Sümerolog Samuel Noah Kramer tarafından çözüldü ve İngilizce’ye çevrildi. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ tarafından ise Türkçe’ye çevrildi.
4. Luvi Mührü, Troya Müzesi, Çanakkale
Troya’da bulunan en eski yazılı belgedir. M.Ö. 12. yüzyıla tarihlenen tunç mühürün üzerinde Luvice harfler vardır. Anadolu’nun eski yerel halklarından Luvilerin kullandığı dil ile hazırlanan bu mühür tunçtan ve sadece 2,3 cm çapındadır.
5. Polyksena Lahdi, Troya Müzesi, Çanakkale
Troya Savaşı sırasında kral olan Priamos’un küçük kızı olan Polyksena’nın ölüm sahnelerinin bulunduğu lahittir. Akhaların kahraman savaşçısı Akhilleus’un evlenmek istediği ama reddedildiği için kavuşamadığı kişidir Polyksena. Lahidin dört bir yanında Akhilleus’un ölümünden sonra oğlu Neoptolemos’un rüyasında Polysena’nın kurban edilmesini istemesi sonrası hançerlenerek öldürülüşü anlatılır. M.Ö. 5. yüzyıla tarihlenen lahit Biga Gümüşçay’da Kızöldün Tepesinde bulunuyor. Ne tesadüf ama …
6. Troya – Hitit Antlaşması, Troya Müzesi, Çanakkale
Kadeş Antlaşması’ndan bile daha eski olan bu antlaşma aslında bir müttefiklik sözleşmesidir. Kadeş bir savaş sonrası taraflar tarafından imzalanan bir barış antlaşması iken burada durum daha farklı. M.Ö. 1280’lerde Hitit Kralı Mutavalli ile Troya (Wilusa) Kralı Aleksandu arasında imzalanmıştır. Kil tablete yazılan antlaşmadan birkaç madde:
- Eğer ben yaya ve arabalı savaşçıları bana gönder dersem, gönder. Fakat isyan olur da yazamazsam, ama duyarsan hemen yardım gönder.
- Eğer birisi senin ülkene başkaldırırsa, onun ülkesini mahvedeceğim…
Bu konu da ilginizi çekebilir Troya Antik Kenti: Efsaneler, Savaşlar ve Kazılarla 5000 Yıllık Bir Medeniyet
7. Ana Tanrıça, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara
Şehirleşmenin ilk adımının atıldığı Neolitik dönem kenti olan Çatalhöyük’te bulunmuştur. M.Ö. 7000 ile 5000 yılları arasında yapıldığı düşünülen ana tanrıça heykelciği 1961 yılında James Melaart tarafından bulunmuştur. Pişmiş topraktan yapılan bu heykelcikte Ana Tanrıça şişman, iri göğüslü, bazen de doğum yapar vaziyette yapılmıştır. Bu özellikler bolluk ve bereketi simgeler. Pars ve boğa ise Ana Tanrıça’nın kutsal hayvanları olarak yanında tasvir edilmiştir.
8. Çingene Kız Mozaiği, Zeugma Müzesi, Gaziantep
M.S. 2. yüzyıla ait olan Çingene Kız Mozaiği, 1998-1999 yılında Zeugma kazıları sırasında bulundu. Roma dönemine ait olan bir evin tabanında bulunan mozaikteki kız, hüzünlü bakışlarıyla oldukça meşhur oldu. Kim olduğu tam olarak bilinmese de Büyük İskender ya da yer tanrısı Gaia olduğunu söyleyenler de var. 2018 yılında Amerika’da bulunan eksik parçaları da anavatanına döndü. Artık Gaziantep’in de bir Mona Lisa’sı var.
9. Dans Eden Kız Heykeli, Antalya Müzesi
Antalya Müzesi’nin sembollerinden birisi olan dans eden Kız Heykeli, 2.25 metre boyunda ve Perge Antik Kenti’nde bulunmuştur. Beyaz ve sihaya yakın iki farklı renk mermerin kullanıldığı heykeldeki işçilik Perge’nin bu alanda ve döneminde nasıl önemli bir ekol olduğunu da gözler önüne seriyor. M.S. 2. yüzyıla tarihlenen heykelde kızın üzerinden kiton olarak adlandırılan bir elbise vardır.
10. Afrodit Heykeli, Antalya Müzesi
Antalya Müzesi’ne Perge Müzesi dersek yanlış olmaz heralde. Eserlerin çok büyük bir kısmı Perge’ye ait. Bunlardan birisi de çıplak Afrodit heykelidir. Bu heykelin aslı Knidos’ta Praxiteles tarafından yapılmış olsa da burada gördüğünüz bunun bir Roma dönemi kopyasıdır.
11. Yorgun Herakles Heykeli, Antalya Müzesi
Perge’de bulunmuş olan heykel aslında M.Ö. 4. yüzyılda Lysippos’un yaptığı heykelin Roma döneminde yapılan bir kopyasıdır. 1980 yılında Perge’de Prof. Dr. Jale İnan başkanlığında yapılan kazılarda heykelin alt kısmı bulundu. Daha sonra 1990’da Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde üst kısmı tespit edilince ait olduğu yere gelmesi için girişimler başlatıldı. 2011 yılında üst yarısının da gelmesiyle Yorgun Herakles Heykeli tamamlanmış oldu. Herakles 12 görevini tamamladıktan sonra sopasına yaslanarak dinleniyor. Tabii yanında Nemea Aslanının postuyla beraber…
12. Herakles Lahdi, Antalya Müzesi
M.S. 2. yüzyılda yapılmış ve Perge Antik Kenti’ne ait olan bu lahit yurt dışına kaçırılmış ve uzun uğraşlar sonucu geri alınabilmiş eserlerden sadece birisi. 1960’lı yıllarda yurt dışına kaçırılan ve 2011 yılında Cenevre Gümrüğü’nde tespit edilen lahit, uzun bir hukuk mücadelisi ardından ait olduğu yere geri döndü. Üzerinde ise Herakles’in 12 görevi kabartmalarla eşsiz bir şekilde betimlenmiş.
Bu konu da ilginizi çekebilir Herakles'in (Herkül) 12 Görevi
13. Uluburun Batığı, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Muğla
Kaş açıklarında sünger avcılığı yapan bir dalgıç tarafından tesadüfen bulunan Uluburun Batığı, M.Ö. 14. yüzyıla ait. 1984-1994 yılları arasında yapılan çalışmalarla çıkarılabilen geminin ticari amaçlarla kullanıldığı tespit edilmiştir. Batıkta ve çevresinde yapılan çalışmalarda bakır, kalay, cam külçeler, Kıbrıs seramikleri, fildişi, kaplumbağa kabuğu, devekuşu yumurtası kabuğu gibi birçok malzeme bulunmuştur. Bu da Geç Tunç Çağı’nda Akdeniz’deki ticari hayat ile ilgili önemli bilgileri bizlere ulaştırıyor.
14. Teşup Heykeli, Amasya Müzesi
Bin Tanrılı Halk olarak bilinen Hititlerde baş tanrı olarak nitelendirebileceğimiz Teşup’tur. 3500 yıllık olan Fırtına Tanrısı Teşup heykelinin sadece belden yukarısı bulunabilmiştir. Kolları ve bacakları eksik olan heykelin kıymetli taşlarla süslü olduğu düşünülüyor. Başında külah olan bronz Teşup, 21,5 cm yüksekliğinde ve 1340 gr ağırlığındadır.
15. Kaşıkçı Elması, Topkapı Sarayı, İstanbul
Dünya’nın en bilinen elmaslarından birisi olan Kaşıkçı Elması’nın Osmanlı Hazinesine nasıl girdiğiyle alakalı birçok rivayet var. Kimine göre çöpte bulunmuş, değeri bilinmediğinden çok ucuza bir kaşık karşılığı verilmiş. Olay kulaktan kulağa yayılınca Osmanlı Sarayı duruma el atmış ve satın almıştır. 17. yüzyıl sonlarında hazineye geçtiği düşünülen elmas 86 karattır ve etrafında çift sıra olarak dizilmiş 49 pırlanta vardır.
16. Topkapı Hançeri, Topkapı Sarayı, İstanbul
Dünya’nın en değerli hançeri olarak da adlandırılan Topkapı Hançeri, zümrüt ve elmas taşlarla süslüdür. Aslında I. Mahmut bu hançeri Nadir Şah’a hediye etmek için yaptırır. Ancak Şah ölünce bu kıymetli eser Osmanlı’da kalır. Hançer kabzasında 3 tane olmak üzere bir de üst kısmındakiyle beraber 4 zümrüt olan hançerin diğer kısımları mücevherlerle kaplıdır. Kınında ise 1 saat ve altın sırlar bulunmaktadır.
17. Kanatlı Deniz Atı, Uşak Müzesi
Karun kadar zengin tabirini duymayanınız yoktur. İşte bu Kanatlı Deniz Atı Broşu da bu zenginliğin bir parçası. Lidya Kralı Kroisos’un hazinesinin bir parçası olan bu broş, M.Ö. 6. yüzyıla tarihlendirilmektedir. 1968 yılında Uşak’ta Aktepe Tümülüsü’nde bulunan bu eser bir süre sonra New York Metropolitan Müzesi tarafından satın alınmıştır. Sergilenmesiyle beraber durum ortaya çıkınca birçok eserde olduğu gibi bunun içinde uzun sürecek olan bir hukuk mücadelesi başlar. 1993 yılında ülkemize getirilir. Ancak Kanatlı Deniz Atı Broşu’nun macerası bununla bitmez. Müze müdürü tarafından sahtesiyle değiştirilerek çalınır ve Almanya’ya kaçırılır. 2013 yılında ise yeniden ait olduğu yere geri döner. Umarız bu deniz atının son yolculuğu olur.
18. Artemis Heykeli, Selçuk Müzesi, İzmir
1800 yıllık bir ana tanrıça… Anadolu’da en çok tapınılan, yeri birçok kentte farklı olan tanrıçadır Artemis. Ya da daha önceki ana tanrıçaların devamı da denebilir kendisi için. Doğurganlığın, bereketin, avın, hayvanların tanrıçasıdır Artemis.
1956 yılında Efes’te prytanion olarak adlandırılan belediye binasında bulunan heykele baktığınızda bütün bu saydıklarımızı ifade edebilecek simgeleri görebilirsiniz. Üzerindeki memeler, ay-hilal sembolleri, hayvanlar her birisi Artemis’e atfedilen önemin göstergesi adeta. Antik çağın yedi harikasından birisi olan Artemis Tapınağı’nın da hemen Efes’in yanıbaşında olduğunu da hatırlatmakta fayda var.
19. Kilisik Heykeli, Adıyaman Müzesi
Neolitik Çağın önemli buluntularından olan Kilisik Heykel, yaklaşık 9500 yaşında. Özellikle Güneydoğu’da bulunan Göbeklitepe ve civarındaki birçok höyükte buna benzer T şeklinde dikilitaşları andırdığını da söyleyebiliriz. 80 cm yüksekliğinde olan bu heykelde yüz hatları belirgin, yanda kollarla belirgin hatlara sahip. Doğurganlığın da simgesi olan bu heykelde doğum bölgesi daha belirgin bir şekilde yapılmış.
20. Şuppiluliuma Heykeli, Hatay Arkeoloji Müzesi
Şuppiluliuma, Hititleri krallıktan imparatorluğa taşıyan kişi olarak da bilinir. Geç Hitit Dönemi’nin (M.Ö. 1100-800) krallarından birisi olan Şuppiluliuma’ya aittir. 1,5 metre yüksekliğinde bazalttan yapılan heykelde kral sakallı, kıvırcık saçlı, bir elinde başak ve diğerinde mızrak olacak şekilde betimlenmiştir. İri gözleriyle dikkat çeken heykelde gözler için siyah taşlar kullanılmıştır. 2012 yılında Hatay’da bulunmuştur.
21. Tethys ve Okeanus Mozaiği, Zeugma Müzesi, Gaziantep
Gaia’nın 12 titan çocuğun birisi olan Okeanus (Okyanus), açık denizlerin ve okyanusların tanrısı olarak da adlandırılır. Tethys ise Uranus ile Gaia’nın kızıdır.Okeanus ve Tethys beraber olurlar ve bütün akarsuların bunlardan doğduğu belirtilir. Aynı zamanda 3 binden fazla dişi varlığın da oluşmasını sağlarlar. Bu mozaik de Zeugma’daki villardan birisinin havuz tabanından çıkarılır. Ortada Okeanus ve Tethys yanı sıra birçok deniz canlısı, yunuslar ve eroslar da mozaikte görebilecekleriniz arasında.
Türkiye'nin müzelerinde mutlaka görülmesi gereken eserler nelerdir? Tanrı heykelleri, lahitler, kil tabletler, mozaikler, savaş aletleri... Görülmesi gereken 40 eser... Anadolu…Daha fazla göster
Türkiye'nin müzelerinde mutlaka görülmesi gereken eserler nelerdir? Tanrı heykelleri, lahitler, kil tabletler, mozaikler, savaş aletleri... Görülmesi gereken 40 eser...
Anadolu ve civarı binlerce yıllık geçmişi ile insanlık tarihinin en önemli bölgesidir desek sanırım çok da yanlış olmaz. Bu coğrafyadan gelip geçen insanlar, bıraktıkları eserler günümüzde sadece ülkemiz için değil Dünya Tarihi için çok önemlidir. İnsanlığın birçok ilkine de imza atılan bu topraklardan günümüze kalmış birbirinden kıymetli eserleri de tabii ki müzelerimizde görebiliyoruz.
Kimisi tesadüfen bulunmuş, kimisi yurt dışına kaçırılmış ve uzun hukuk mücadeleleri sonucu geri alınabilmiş binlerce eserimiz var. Tabii hala yurt dışında olan ve ana vatanına dönmek için gün sayan binlerce tarihi eserimiz olduğunu da unutmayalım. Ülkemizin dört bir yanındaki müzelerde sergilenen birbirinden kıymetli eserler arasından en dikkat çeken 40 tanesini sıraladık…
Tabii daha kıymetli olanlar mutlaka olabilir ama bir rehber gözüyle en çok dikkatimizi çeken ve mutlaka görülmeli dediğimiz eserlerimiz…
1. Kadeş Anlaşması, İstanbul Arkeoloji Müzesi
Kadeş Antlaşması, günümüze kadar gelebilmiş, bilinen en eski uluslararası antlaşmalardan birisidir. Suriye topraklarında bulunan Kadeş kenti yakınlarında M.Ö.13. yüzyılda Mısır ve Hititlerin savaşı sonrası yazılmıştır. Dönemin iki büyük gücü olan Mısır ve Hititlerin savaşı sonrası aslı Akadca yazılmış olan Kadeş Antlaşması’nın orijinal metinleri kayıptır. Bu kil tablet üzerine çivi yazısı ile yazılan antlaşma ise 1906 yılında Boğazköy’de Hititlerin başkenti Hattuşa’da yapılan çalışmalar sırasında bulunmuştur. Antlaşma, Firavun II. Ramses ve Hitit İmparatoru III. Hattuşili tarafından mühürlenmiştir.
2. İskender Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzesi
Adına bakıldığında ilk olarak Büyük İskender’e ait olduğu düşünülen lahit aslında Sidon Kralı Abdalonymos’a aittir. M.Ö. 4. yüzyılda günümüz Lübnan topraklarında bulunan Sidon kentinin kralına ait olan lahit 25 tondur. Bu ağırlığı ile en ağır lahitlerden birisidir. Lahit üzerinde Büyük İskender’in Perslerle olan savaşlarından sahneler canlandırıldığı için İskender Lahdi adıyla adlandırılmıştır.
1887 yılında Osman Hamdi Bey’in Sayda’da yaptığı çalışmalar sırasında bulduğu 22 lahitten birisi olan İskender Lahdi sadece İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin değil, Dünya’nın önde gelen eserlerinden birisidir.
3. Sümerce Aşk Şiiri Tableti, İstanbul Arkeoloji Müzesi
Sümerli şair Ludingirra’nın yazmış olduğu, kil tablet üzerine yazılmış Sümerce bir aşk şiiridir. 1889 yılında bir Sümer kenti olan Irak’ta, Bağdat’a yaklaşık 150 km uzaklıtaki Nippur kentinde bulunmuştur. M.Ö. 21. yüzyıla tarihlenen bu aşk şiirinin Kral Şusin için bir rahibe tarafından okunduğu düşünülüyor. Gerçek anlamda aşk mıdır, yoksa krala bir methiye mi bilinmez ama 1955 yılında Sümerolog Samuel Noah Kramer tarafından çözüldü ve İngilizce’ye çevrildi. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ tarafından ise Türkçe’ye çevrildi.
4. Luvi Mührü, Troya Müzesi, Çanakkale
Troya’da bulunan en eski yazılı belgedir. M.Ö. 12. yüzyıla tarihlenen tunç mühürün üzerinde Luvice harfler vardır. Anadolu’nun eski yerel halklarından Luvilerin kullandığı dil ile hazırlanan bu mühür tunçtan ve sadece 2,3 cm çapındadır.
5. Polyksena Lahdi, Troya Müzesi, Çanakkale
Troya Savaşı sırasında kral olan Priamos’un küçük kızı olan Polyksena’nın ölüm sahnelerinin bulunduğu lahittir. Akhaların kahraman savaşçısı Akhilleus’un evlenmek istediği ama reddedildiği için kavuşamadığı kişidir Polyksena. Lahidin dört bir yanında Akhilleus’un ölümünden sonra oğlu Neoptolemos’un rüyasında Polysena’nın kurban edilmesini istemesi sonrası hançerlenerek öldürülüşü anlatılır. M.Ö. 5. yüzyıla tarihlenen lahit Biga Gümüşçay’da Kızöldün Tepesinde bulunuyor. Ne tesadüf ama …
6. Troya – Hitit Antlaşması, Troya Müzesi, Çanakkale
Kadeş Antlaşması’ndan bile daha eski olan bu antlaşma aslında bir müttefiklik sözleşmesidir. Kadeş bir savaş sonrası taraflar tarafından imzalanan bir barış antlaşması iken burada durum daha farklı. M.Ö. 1280’lerde Hitit Kralı Mutavalli ile Troya (Wilusa) Kralı Aleksandu arasında imzalanmıştır. Kil tablete yazılan antlaşmadan birkaç madde:
- Eğer ben yaya ve arabalı savaşçıları bana gönder dersem, gönder. Fakat isyan olur da yazamazsam, ama duyarsan hemen yardım gönder.
- Eğer birisi senin ülkene başkaldırırsa, onun ülkesini mahvedeceğim…
Bu konu da ilginizi çekebilir Troya Antik Kenti: Efsaneler, Savaşlar ve Kazılarla 5000 Yıllık Bir Medeniyet
7. Ana Tanrıça, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara
Şehirleşmenin ilk adımının atıldığı Neolitik dönem kenti olan Çatalhöyük’te bulunmuştur. M.Ö. 7000 ile 5000 yılları arasında yapıldığı düşünülen ana tanrıça heykelciği 1961 yılında James Melaart tarafından bulunmuştur. Pişmiş topraktan yapılan bu heykelcikte Ana Tanrıça şişman, iri göğüslü, bazen de doğum yapar vaziyette yapılmıştır. Bu özellikler bolluk ve bereketi simgeler. Pars ve boğa ise Ana Tanrıça’nın kutsal hayvanları olarak yanında tasvir edilmiştir.
8. Çingene Kız Mozaiği, Zeugma Müzesi, Gaziantep
M.S. 2. yüzyıla ait olan Çingene Kız Mozaiği, 1998-1999 yılında Zeugma kazıları sırasında bulundu. Roma dönemine ait olan bir evin tabanında bulunan mozaikteki kız, hüzünlü bakışlarıyla oldukça meşhur oldu. Kim olduğu tam olarak bilinmese de Büyük İskender ya da yer tanrısı Gaia olduğunu söyleyenler de var. 2018 yılında Amerika’da bulunan eksik parçaları da anavatanına döndü. Artık Gaziantep’in de bir Mona Lisa’sı var.
9. Dans Eden Kız Heykeli, Antalya Müzesi
Antalya Müzesi’nin sembollerinden birisi olan dans eden Kız Heykeli, 2.25 metre boyunda ve Perge Antik Kenti’nde bulunmuştur. Beyaz ve sihaya yakın iki farklı renk mermerin kullanıldığı heykeldeki işçilik Perge’nin bu alanda ve döneminde nasıl önemli bir ekol olduğunu da gözler önüne seriyor. M.S. 2. yüzyıla tarihlenen heykelde kızın üzerinden kiton olarak adlandırılan bir elbise vardır.
10. Afrodit Heykeli, Antalya Müzesi
Antalya Müzesi’ne Perge Müzesi dersek yanlış olmaz heralde. Eserlerin çok büyük bir kısmı Perge’ye ait. Bunlardan birisi de çıplak Afrodit heykelidir. Bu heykelin aslı Knidos’ta Praxiteles tarafından yapılmış olsa da burada gördüğünüz bunun bir Roma dönemi kopyasıdır.
11. Yorgun Herakles Heykeli, Antalya Müzesi
Perge’de bulunmuş olan heykel aslında M.Ö. 4. yüzyılda Lysippos’un yaptığı heykelin Roma döneminde yapılan bir kopyasıdır. 1980 yılında Perge’de Prof. Dr. Jale İnan başkanlığında yapılan kazılarda heykelin alt kısmı bulundu. Daha sonra 1990’da Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde üst kısmı tespit edilince ait olduğu yere gelmesi için girişimler başlatıldı. 2011 yılında üst yarısının da gelmesiyle Yorgun Herakles Heykeli tamamlanmış oldu. Herakles 12 görevini tamamladıktan sonra sopasına yaslanarak dinleniyor. Tabii yanında Nemea Aslanının postuyla beraber…
12. Herakles Lahdi, Antalya Müzesi
M.S. 2. yüzyılda yapılmış ve Perge Antik Kenti’ne ait olan bu lahit yurt dışına kaçırılmış ve uzun uğraşlar sonucu geri alınabilmiş eserlerden sadece birisi. 1960’lı yıllarda yurt dışına kaçırılan ve 2011 yılında Cenevre Gümrüğü’nde tespit edilen lahit, uzun bir hukuk mücadelisi ardından ait olduğu yere geri döndü. Üzerinde ise Herakles’in 12 görevi kabartmalarla eşsiz bir şekilde betimlenmiş.
Bu konu da ilginizi çekebilir Herakles'in (Herkül) 12 Görevi
13. Uluburun Batığı, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Muğla
Kaş açıklarında sünger avcılığı yapan bir dalgıç tarafından tesadüfen bulunan Uluburun Batığı, M.Ö. 14. yüzyıla ait. 1984-1994 yılları arasında yapılan çalışmalarla çıkarılabilen geminin ticari amaçlarla kullanıldığı tespit edilmiştir. Batıkta ve çevresinde yapılan çalışmalarda bakır, kalay, cam külçeler, Kıbrıs seramikleri, fildişi, kaplumbağa kabuğu, devekuşu yumurtası kabuğu gibi birçok malzeme bulunmuştur. Bu da Geç Tunç Çağı’nda Akdeniz’deki ticari hayat ile ilgili önemli bilgileri bizlere ulaştırıyor.
14. Teşup Heykeli, Amasya Müzesi
Bin Tanrılı Halk olarak bilinen Hititlerde baş tanrı olarak nitelendirebileceğimiz Teşup’tur. 3500 yıllık olan Fırtına Tanrısı Teşup heykelinin sadece belden yukarısı bulunabilmiştir. Kolları ve bacakları eksik olan heykelin kıymetli taşlarla süslü olduğu düşünülüyor. Başında külah olan bronz Teşup, 21,5 cm yüksekliğinde ve 1340 gr ağırlığındadır.
15. Kaşıkçı Elması, Topkapı Sarayı, İstanbul
Dünya’nın en bilinen elmaslarından birisi olan Kaşıkçı Elması’nın Osmanlı Hazinesine nasıl girdiğiyle alakalı birçok rivayet var. Kimine göre çöpte bulunmuş, değeri bilinmediğinden çok ucuza bir kaşık karşılığı verilmiş. Olay kulaktan kulağa yayılınca Osmanlı Sarayı duruma el atmış ve satın almıştır. 17. yüzyıl sonlarında hazineye geçtiği düşünülen elmas 86 karattır ve etrafında çift sıra olarak dizilmiş 49 pırlanta vardır.
16. Topkapı Hançeri, Topkapı Sarayı, İstanbul
Dünya’nın en değerli hançeri olarak da adlandırılan Topkapı Hançeri, zümrüt ve elmas taşlarla süslüdür. Aslında I. Mahmut bu hançeri Nadir Şah’a hediye etmek için yaptırır. Ancak Şah ölünce bu kıymetli eser Osmanlı’da kalır. Hançer kabzasında 3 tane olmak üzere bir de üst kısmındakiyle beraber 4 zümrüt olan hançerin diğer kısımları mücevherlerle kaplıdır. Kınında ise 1 saat ve altın sırlar bulunmaktadır.
17. Kanatlı Deniz Atı, Uşak Müzesi
Karun kadar zengin tabirini duymayanınız yoktur. İşte bu Kanatlı Deniz Atı Broşu da bu zenginliğin bir parçası. Lidya Kralı Kroisos’un hazinesinin bir parçası olan bu broş, M.Ö. 6. yüzyıla tarihlendirilmektedir. 1968 yılında Uşak’ta Aktepe Tümülüsü’nde bulunan bu eser bir süre sonra New York Metropolitan Müzesi tarafından satın alınmıştır. Sergilenmesiyle beraber durum ortaya çıkınca birçok eserde olduğu gibi bunun içinde uzun sürecek olan bir hukuk mücadelesi başlar. 1993 yılında ülkemize getirilir. Ancak Kanatlı Deniz Atı Broşu’nun macerası bununla bitmez. Müze müdürü tarafından sahtesiyle değiştirilerek çalınır ve Almanya’ya kaçırılır. 2013 yılında ise yeniden ait olduğu yere geri döner. Umarız bu deniz atının son yolculuğu olur.
18. Artemis Heykeli, Selçuk Müzesi, İzmir
1800 yıllık bir ana tanrıça… Anadolu’da en çok tapınılan, yeri birçok kentte farklı olan tanrıçadır Artemis. Ya da daha önceki ana tanrıçaların devamı da denebilir kendisi için. Doğurganlığın, bereketin, avın, hayvanların tanrıçasıdır Artemis.
1956 yılında Efes’te prytanion olarak adlandırılan belediye binasında bulunan heykele baktığınızda bütün bu saydıklarımızı ifade edebilecek simgeleri görebilirsiniz. Üzerindeki memeler, ay-hilal sembolleri, hayvanlar her birisi Artemis’e atfedilen önemin göstergesi adeta. Antik çağın yedi harikasından birisi olan Artemis Tapınağı’nın da hemen Efes’in yanıbaşında olduğunu da hatırlatmakta fayda var.
19. Kilisik Heykeli, Adıyaman Müzesi
Neolitik Çağın önemli buluntularından olan Kilisik Heykel, yaklaşık 9500 yaşında. Özellikle Güneydoğu’da bulunan Göbeklitepe ve civarındaki birçok höyükte buna benzer T şeklinde dikilitaşları andırdığını da söyleyebiliriz. 80 cm yüksekliğinde olan bu heykelde yüz hatları belirgin, yanda kollarla belirgin hatlara sahip. Doğurganlığın da simgesi olan bu heykelde doğum bölgesi daha belirgin bir şekilde yapılmış.
20. Şuppiluliuma Heykeli, Hatay Arkeoloji Müzesi
Şuppiluliuma, Hititleri krallıktan imparatorluğa taşıyan kişi olarak da bilinir. Geç Hitit Dönemi’nin (M.Ö. 1100-800) krallarından birisi olan Şuppiluliuma’ya aittir. 1,5 metre yüksekliğinde bazalttan yapılan heykelde kral sakallı, kıvırcık saçlı, bir elinde başak ve diğerinde mızrak olacak şekilde betimlenmiştir. İri gözleriyle dikkat çeken heykelde gözler için siyah taşlar kullanılmıştır. 2012 yılında Hatay’da bulunmuştur.
21. Tethys ve Okeanus Mozaiği, Zeugma Müzesi, Gaziantep
Gaia’nın 12 titan çocuğun birisi olan Okeanus (Okyanus), açık denizlerin ve okyanusların tanrısı olarak da adlandırılır. Tethys ise Uranus ile Gaia’nın kızıdır.Okeanus ve Tethys beraber olurlar ve bütün akarsuların bunlardan doğduğu belirtilir. Aynı zamanda 3 binden fazla dişi varlığın da oluşmasını sağlarlar. Bu mozaik de Zeugma’daki villardan birisinin havuz tabanından çıkarılır. Ortada Okeanus ve Tethys yanı sıra birçok deniz canlısı, yunuslar ve eroslar da mozaikte görebilecekleriniz arasında.















0 Yorum